30 Temmuz 2013 Salı

Vitamin Deposu Sangria!

    
   Diyelim ki günlerden Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi ya da Pazar. Evdesiniz ve birkaç arkadaşınız akşam oturmaya size gelecek. Çay&kahve ikilisini gün içinde (iş yerinizde ya da okulda) zaten gereğinden fazlaca tüketiyorsunuz ve arkadaşlarınıza, sohbetinizde size eşlik edecek, değişik bir içecek ikram etmek istiyorsunuz. İşte bu tarifimiz tam da bu anlar için keşfedilmiş bir kokteyl.

   Sangria artık bir çok mekan’ın menüsünün “alkollü kokteyller” başlığı altında rastlayıp sipariş edebileceğiniz bir yaz içkisidir aslında. Genellikle kırmızı şarap ile hazırlanan bu kokteyli biz beyaz şarap ile denedik ve şahsi fikrimizi soracak olursanız kırmızıdan daha çok beğendik.

   O zaman lafı daha fazla uzatmadan gelelim Estonca Sangria’mızın hazırlanışına. Tarifte yazdığımız meyveler ve miktarları aslında sizin damak zevkinize ve tabii hazırladığınız mevsime göre çeşitlilik gösterebilir. Biz hazırlarken hem beyaz şaraba yakışacağını düşündüklerimizi hem de markette bulabildiğimiz meyveleri aldık. Tarifimizi de, deneyip sonuçtan memnun kaldığımız sangriamızı referans alarak hazırladık.

Malzemeler:

  • 1 şişe beyaz şarap (uygun fiyatlı herhangi bir marka tercih edebilirsiniz)
  •  1 şişe sade soda
  • 1 adet elma (C ve E vitamini)
  • 1 adet armut (Fosfor, Kalsiyum ve Potasyum)
  • 2 adet kivi (C vitamini)
  • 6-7 adet çilek (A, C ve E vitamini)
  • 1 adet nar (C vitamini, demir ve potasyum)
  • 1-2 yemek kaşığı toz şeker (Bu zararlı aslında istemezseniz koymayın;))
  • Buz

Hazırlanışı:

Meyveleri yıkamaya başlamadan önce şarabımızı buz dolabına koyalım. Sonra ilk iş narı ayıklayıp buz kalıbımıza su ile birlikte her bir kutucuğa birkaç tane gelecek şekilde pay edelim ki onlar bir yandan donsun.


Biz görüntüsü şık olsun diye böyle yapmayı tercih ettik, sizin de beğeneceğinizi düşünüyoruz. Hatta isterseniz buz kalıplarınıza nane yaprağı, limon dilimi,vs bile koyabilirsiniz.





Daha sonra başlıyoruz yıkadığımız meyvelerimizi dilimlemeye. Meyveleri daha sonra kadehimizin yanına birer tatlı kaşığı koyarak servis edeceğimiz için kaşığa sığacak büyüklüklerde dilimliyoruz.





Şarabımıza 1, daha tatlı olsun diyorsanız 2 yemek kaşığı toz şeker ile dilimlediğimiz meyvelerimizi ekleyerek buz dolabında bekletmeye bırakıyoruz.









Biz yaklaşık 45 dk kadar beklettik ve meyvelerin tadı şaraba yeterince geçmişti o nedenle süreyi 45 dk’nın altında tutmamanızı öneririm. Sürenin sonunda karışımımızı buzdolabından çıkartıyoruz, sodayı da ilave edip birkaç kez daha karıştırıyoruz. Servis ederken bardaklarımıza narlı buz küplerimizi de ekleyip bir güzel ikram ediyoruz.

Hepinize afiyet olsun, keyifle içiniz;)

28 Temmuz 2013 Pazar

El Emeği Göz Nuru :)


Küçükken hediye seçmek ne kadar kolaydı öyle değil mi? Biblo alırdık mesela, ya da hatıra defteri. Hediye alacağımız kişi erkekse de kupa alırdık. En nostaljik olanı da kaset alırdık..Şimdilerde de kıyafet ya da aksesuar alır olduk. Fakat söz konusu kişi sizin için çok özelse ve bir de üstüne arkadaşlığınız yılları devirmiş, bu yıllarda da birçok seçeneği tüketmişseniz işiniz zorlaşıyor. Bu durumda alacağınız hediyeye karar verme sürecini normalden biraz daha uzun tutup değişik seçenekler aramaya koyuluyorsunuz.

Blog'umuzun bu bölümünü bu durumdan muzdarip arkadaşlarımızla, bizim daha önce arkadaşlarımıza hazırladığımız, onları mutlu eden ve işinize yarayacağını umduğumuz fikirleri paylaşmak için oluşturmuş bulunuyoruz.

Evet o zaman sıradan başlayalım:

Mesela bir Hüseyin'imiz var, kendisi pilot çıkacak inşallah:) İstanbul'da eğitim alıyor şu sıralar. Doğum gününde de İstanbul'da olacağı için görüşemeyeceğiz belli..Dedik buradan bir hediye gönderelim, ama ne? Öyle herhangi bir şey almak olmaz, bizden bir parça olmalı diye düşünürken Starbucks’daki termoslu kahve muglarını gördük. Ama tipik muglardan değil, dış kısmına yazı yazılabilen şeffaf bölmesi olan içinden de bunun için özel kalemi çıkan çok güzel bir mug. Ders çalışırken kahvesini onunla içer, içtikçe de bizi düşünür dedik. Bir de yanına kurabiye yapalım kahvesini içerken atıştırsın ağzı tatlansın dedik. 


Hani şu dilek kurabiyelerini bilirsiniz, içinde dilek notları yazılmış ufak kağıtlar olur ısırınca çıkar. İşte onlardan yapmaya karar verdik, gittik orta boylarda bir kurabiye kavanozu aldık, mutfağa girdik ve hep birlikte kurabiye hamurumuzu hazırladık.Hazırladığımız hamurları, içine yağlı kağıda yazdığımız notlarımız sığacak ebatlarda kestik. Dileklerimizi içine iliştirdik, kağıtların ucu hafif gözükecek şekilde kapadık (Kurabiyeler ufak, arkadaşımızın da içindeki notlardan haberi olmadığı için ısırmadan ağzına atmasını önleme amaçlı;)) ve bir güzel pişirdik. 




Süslediğimiz kurabiye kavanozumuzla metalik kısmına doğum günü tebriklerini yazdığımız mug’ı bir güzel paketledik ve doğum günü sabahı kaldığı hostelde olacağını umarak doğum gününden 1 gün önce Ptt kargosuna verdik. Maalesef sürprizin bu kısmı umduğumuz gibi olmadı..Hüseyin paketi doğum gününden 1 gün sonra akşam anca alabildi, ama yine de çok mutlu oldu:)





Siz de isterseniz yine bu şekilde bir mug alıp, dış kısmını size özel notlarla ya da size ait fotoğraflarla yapacağınız bir kolajla (ki bunu da başka arkadaşlarımıza yaptık) kaplayıp, yanına da kurabiye ya da muffin yaparak sevdiğiniz arkadaşlarınıza güzel bir hediye paketi hazırlayabilirsiniz. Emin olun gidip satın aldığınız, içinde size ait hiçbir detay olmayan herhangi bir hediyeden çok daha fazla beğenecektir.

Not: Eğer siz de bizim gibi farklı bir şehre gönderecekseniz, kargonun ulaştırılma süresine özellikle dikkat edin ki söz konusu şahsın mutluluğu bir kat daha artsın;)

29 Haziran 2013 Cumartesi

Ocean City, Maryland

Derler ki üniversitede edindiğin dostluklar geçicidir ve sana bir şey katmaz. Hatta bir de derler ki herkes birbirinin kuyusunu kazar. Şöyle bir geriye dönüp bakınca görüyorum ki her birimiz ayrı ayrı güzel dostluklar, anılar biriktirmişiz. Benimkiler de beni biraz gezdirmiş. Sevgili arkadaşlarım daha hazırlık okurken kurtlanmaya başladılar. Yok efendim Work&Travel diye bir program varmış, yok çok güzel paralar kazanacakmışız, Amerika’yı dolaşacakmışız. Tabi benim buna cesaret etmem 2 yılımı aldı ve 2. Sınıfın yazında sevgili arkadaşıma daha fazla karşı koyamayıp ‘ hadi kalk gidelim ‘ dedim. Ben de çakalım tabi o zamana kadar arkadaşım her yaz gitmiş Amerika’ya, en tecrübeli olduğu yıl takıldım peşine. Belgelerimizi toparladık, valizleri hazırladık, atladık otobüsümüze önce İstanbul oradan da New York yolculuğumuz başlamış oldu.

Yolculuk notları ;
Öncelikle bayanlara bir tavsiye; yola çıkarken makyaj yapmayın. Kıta aşan ve 4 ay sürecek bir yolculu hem sizin için hem aileniz için çok zor. Bu yüzden vedalaşma evresinde bolca ağlayacaksınız. Benim ilk uçak seyahatim olduğu için inanılmaz heyecanlıydım (Daha önce uçağa binmediyseniz ilk uçuşunuzun kısa süreli olması tavsiyemdir.). Bu yüzden İstanbul’a bir gün önce gittik ki yoruluruz, uçakta uyuruz diye. Uçuşumuz aktarmalı olacağında Roma biletimizi İtalyan Hava yolu olan Alitalia’dan Roma-New York biletimizi Delta Air Lines’ tan aldık. ( Zaten o gün Roma geri geleceğim ve bu sefer hava alanından çıkacağım demiştim ama bu günümüzün konusu değil, daha sonra ayrıca anlatılacak ). Bu önemli bir ayrıntı arkadaşlar çünkü şunu bilin ki sevgili Alitalia’nın uçakları bizim oturgaçlı götürgeçlerimizden hallice. En büyük şansım öncesinde yorulduğum için uçağın kalkışını bile beklemeden uyuyakalmış olmam ( Ki buna rağmen sarsıntıları hissettim ). Roma Flumicino Hava alanına indiğimizde sağ salim inebildiğimiz için ve New York uçağımızı uzun süre beklememiz gerekmediği için çok mutluyduk.  Hava alanında avare avare dolanırken bir ara kaybolduk zannettik ( Atlanmaması gereken bir dipnot bu hava alanında sigara odası vardı en son ). Okları takip ederek yolumuzu bulalım dediğimizde her şey için çok geçti. Çünkü hiçbir İngilizce ibare yoktu, üstelik hiçbir yerde saat de yoktu. Check-in yapacağımız yeri bulduğumuzda uçağı kaçırmamıza ramak vardı. Sonuçta Alitalia’ya oranla 1500 kat daha konforlu ve güvenilir olan ( Şarapları kötü olsa da )  Delta uçağımıza bindik ve hayallerimizle o saatler süren yolculuğu gözümüzü bile kırpmadan geçirdik. Sonunda da gökdelenler dünyası bize kucağını açtı.

Merhaba Ocean City ;
New York ‘ta oyalanmadan otobüse binip Ocean City ’ye gitmek durumundaydık ama geri geleceğimizi bildiğimiz için o sırada içimiz sızlamadı. Şoför amca da sağ olsun şehrin içinde güzel bir tur attıktan sonra çıktı ki akan salyalarımız kuruyabilsin. Ocean City dediğimiz yer bir tatil beldesi ( Bkz: http://ococean.com ). Biz de buranın en büyük lunaparkında çalıştık ( Bkz:http://www.jollyrogerpark.com ). Ocean City’de geçirdiğim zamanlar para hırsıyla çalıştığımız uzun saatlere, bir odada 4 kişi kalmamıza, yataklarımızdaki tahtakurularına, tıkanan banyomuza rağmen hayatımın en güzel zamanları listesinde hep ilk 5 te olacak.


Ocean City’ notları;
Yapılmadan dönülmemesi gerekenler ;
- Boardwalk’ ta yürüyüş yapın



- Atlantik Okyanusu’ nda denize girmenin keyfini çıkarın
- Deniz feneri ’nin bulunduğu yere gidip ufak dükkanları gezip, Ocean City’ nin tarihini inceleyin


- Ocean Gallery’ ye gidip muhteşem fotoğrafları inceleyin, Batman’in arabasını görün.
- Jolly Roger uğrayıp oyunlarımızı oynayın . Dönme dolaba binip manzaranın tadını çıkarın. Ve pek tabi ki Sling shot’ a binin.
- Fıtı fıtı insanları takip edip Houseparty’lerin adreslerini keşfedin.
- Malibu Surf Shop’ a uğramadan geçmeyin. Ürünleri sıra dışı tek mağaza. Zaten sahibi tamamen keyif adamı. Oğullarıyla beraber şarap içerken bile denk gelebilirsiniz. Aynı şekilde The Kite Loft’ a da uğrayıp uçurtmaların renkli dünyasında kendinizi kaybetmelisiniz.

- Sun Fest’ e ve 4 Temmuza denk gelmek için dua edin çünkü şehrin en güzel olduğu zamanlar. 4 Temmuzda herkes Amerika bayraklarıyla, balonlarla gezer ve de Amerika’nın en güzel havai fişek gösterilerinden biri Ocean City’de yapılır. Sun Fest ise tam bir renk cümbüşüdür. Onlarca boy boy, renk renk, farklı şekillerde uçurtmalar gökyüzünü renklendirir. Size de verilen emeğe saygı duyup izlemek düşer.



- Markaların outlerinin olduğu Tangers Outlet’e gidip çığlık çığlığa alışveriş yapmanın tadını çıkarın.
- Amerika’ nın muhteşem zenginlerinin yatlarını demirlediği iskelelerde tur atın.
- Ripley' s Believe It or Not müzesini gezin.  




Günlük yaşam tavsiyeleri;


- Türkiye’yi aramak istiyorsanız Student Center’ları tercih edin. Oradan alabileceğiniz hatlara kontör yükletip cep telefonunuzu da kullanabilirsiniz, telefon kartı alıp oda oda konulmuş sabit telefonlardan da arayabilirsiniz.
- Uzun süre kalacaksanız bisiklet satın alıp ulaşımınızı onunla sağlayabilirsiniz. Ama normalde de ulaşım olabildiğince kolay; alacağınız bir otobüs biletini bütün gün kullanabilirsiniz.
- ‘ Sudan ucuz ‘ deyimi bence Amerika’ lıların kola ve içki için ürettiği bir kelime olabilir. Su bulamazsanız vodka için

- Her yerde karşılaşabileceğimiz gibi burası da sürüyle Türkle karşılaşabileceğiniz, Türk marketleri ve restoranları olan bir yer. O yüzden memleketinizi çok özlerseniz Kebap House’ a gidebilirsiniz.
- Garsonları, sahibi, ortamı , içkileri dünya tatlısı olan Brass Balls Saloon’ a gündüz gidip kahvaltı yapın ya da gece gidip karaoke yapın.
- Fager's Island’ da müziğe kendinizi bırakın.;
- West Ocean’ a gidip alışveriş yapın daha ucuz bir yer bulamazsınız. Özellikle ‘Dolar Tree’ diye bir yer var ki bizdeki BİM gibi ama her şey bir dolar.
- Ev arkadaşlarınızı iyi seçin. Hiç kimse size katlanmak zorunda değil, siz de kimseye katlanmak zorunda değilsiniz ve bu dünyada hiç kimse aynı evde birbiriyle anlaşamaz. Bu yüzden yapıcı ve sakin olmaya çalışın.
- Student Center’ ların düzenlediği konser ve gezileri takip edin, daha ucuza yapmayınız imkansız olan şeyler yapma fırsatını yakalayacaksınız. ( 3 ay Ocean City’de kalınca laf biraz uzadı diğer gezilerimi anlatmaya daha fırsatım gelmedi.:)
- Unutulmaması gereken bir uyarı : sokakta ya da sahilde asla alkol alamazsınız.



8 Haziran 2013 Cumartesi

Turta




Biraz da Ankara'nın ne kadar da sıkıcı olduğundan yakınan (biliyorum sayımız epey fazla)arkadaşlara bir kaç öneride bulunmak istedik. Hep aynı yerler gitmekten, şehrin kalabalığından bunaldıysanız buraya bir defa gelmenizi tavsiye ediyorum. Turta Ümitköy'de bulunan aslında sıradan bir pastane diyebileceğiniz bir yer ama bir defa geldiyseniz eğer bunun çok daha ötesini bulacağınızdan, ve defalarca geleceğinizden  emin olabilirsiniz.





İlk ne zaman keşfetmiştik burayı, kaç yaşındaydık hatırlayamıyorum bile. O kadar uzun zamandır var ki biz büyürken fark etmeden bizimle olmuş hep. Nice doğum günlerine, Eston buluşmalarına, sınav zamanı ders çalışmalarına ev sahipliği yapmış.







Turta'nın kapısından girdiğinizde, sizi ilk cezbeden elbette fırından yayılan o muhteşem koku oluyor. Kokunun neye ait olduğunu tahmin etmeye çalışıyorsunuz ama sonra hepsi birbirine karışıyor zira her şey o kadar taze ki  tahmin etmeyi bırakıp bir an önce favori tatlınızı yemek istiyorsunuz.
Sipariş ,menü sistemi alışılmışın biraz dışında. Pastaların, cheesecake'lerin, keklerin , muffinleri sunulduğu camlı ufak vitrinden dilediğinizi seçebilirsiniz. Cheesecake konusunda biraz(!)iddialı olduklarını söylersek çok da abartmış olmayız. Frambuaz'lı ve Çilekli Cheesecake'i şimdiye dek yediklerinizi unutturacak kadar lezzetli. Benim tercihim Çilekli Chessecake'den yana, her geldiğinizde farklı birini deneyeceğiniz için zamanla sizin de favori tatlınız belli olacaktır.  Hafif bir şey yemesek mi diyenler için ise, muzlu rulo yemelerini öneririm. Her geldiğimizde nasıl yapmış olabilirler ki diye sorup, sonra üşenip yemeye devam ediyoruz genelde.  Tatlıların dışında elbette el yapımı poğaçalarından bahsetmemek olmaz. Tuzlu Muffinler, dere otlu peynirli poğaçalar, tatlınıza geçmeden tadına mutlaka bakmanız gerekenlerden bir kaçı.


Yılbaşı ve özel günleriniz için sipariş üzerine pastalar, kurabiyeler yapıyorlar. Tahta merdivenlerden  en üst kata bir kez çıkıp o harika pastaların nasıl yapıldığına tanık olabilirsiniz.
Ne kadar anlatsak, yazsak da Turta'nın sıcaklığını ve lezzetini anlatabilmek pek de mümkün değil.  Yolunuz Ümitköy'e düşerse bir gün,  güzel müziklerle "arka bahçesin"de  kahvenizin, tatlınızın tadını çıkarmadan ayrılmayın derim. Zaten sonra bir bahane bulup sık sık geleceğinize emin olabilirsiniz.